ve geçiyoruz "oğan"lara... ilk fotoğrafımız reutersdan. yer; boğaz sırtları... fotoğraf açıklamasında reuters; "sahi bi ilhan irem vardı bulduk onu biz" diyor. ama ne buluş.. ünlü şarkıcı, siyah ojeli tırnaklarıyla, ürkek bir kediymişcesine, adeta yıllarca kapının arkasına saklandığını itiraf eder gibi... hiç çıkarmadığı güneş gözlüklerinin ardından, kapının önündeki taş gibi karıya bakıyor; hüzün, umut, merak ve sevgiyle... fotoğrafın sol üst köşesi yakınlarındaki "kalp" ise, "işte oğan.." dedirtiyor insana; kimbilir, belki yemyeşil bir denizin, belki konuşturmayan boğucu gözyaşlarının aynı anda getirdiği, ılık bir tesadüfle...


ikinci fotoğrafımız, bir sohbet masasından; adı barducks. yer; nevizade şahika, ikibiniki ankaradan yarim gelmiş evde bir bayram havası şenlikleri. biralar, şaraplar ve portakal sularına bulanmış keder, birazdan neşeyle kucaklamaya hazırlanıyor bardak sahiplerini. osvaldo nartollo'nun objektifi ise, kendi kendilerine kesişen, tokuşan, üç farklı bardağı işaret ediyor bize; renk, dil, din ayrımı olmadan, insanca ya da bardakça da yaşanabileceğini göstererek; boşluğa ve barışa savrulan şerefe'lerle...


yıl iki bin, küsür. şebnem ferah boğaziçi üniversitesi konseri. hemen öncesinde sahne alan vega'yı kulise bırakmanın hüznüyle benliğini arayan izleklere, sert bir giriş yapıyor şebo... fosforlu elbisesi içinde, trafikteki araçların kendisini tanımasını sağlarken, her konserinde mutlaka istediği özel vantilatörünün serin rüzgarı; dalga dalga yapıyor saçlarını, pespembe bir alnın üstünde... ama asıl fırtına arka planda kopup, "oğan" olmayı hak ediyor... zamanın taze sevgilileri metin ve buket, 'patronlarının' çığlıkları arasında, belki de ilk kez, sahnede sevişiyorlar; iki yaramaz çocuk gibi, konserin değil, birbirlerinin tadını çıkararak...


bulgaristan'dayız... geçimini çiftçilikle sağlayan bu yaşlı adam; yaşadığı her bir günü, suratına gömmüş adeta... bitmek üzere olan sigarasıyla, biraz şaşkın, biraz mahçup, biraz kızgın, bakıyor objektife. kafasındaki kasket ise.. ele veriyor dumanın gerçek rengini; devrilen cümlelerin, toparlanaması gibi, "işte oğan" dedirtiyor yine, usta bir oyunculukla sağa sola dağılan, dumanın izniyle...


baharın geldiğini müjdeleyen bu neşeli, rengarenk fotoğraf; resimlerim klasöründen... yeşil, pembe ve turuncu tonlardaki ojeler, "hep bulutlarda aramayın gökkuşağını" dercesine, dizilmişler sıra sıra. 14ml lik şişelerde satışa sunulmaları bir yana, yeşil'in asaleti, ve şairin; "tüm renkler güzelleşiyordu, birinciliği yeşile verdiler" mısrasıyla, tadına, kokusuna doyulmaz bir kare çıkıyor ortaya; yeşil ojenin camına içten içe kazınmış gibi duran, 17 rakamına, olmadık manalar yükleyerek...


alanis; morissette... yer; dallas. temiz mi temiz bir nisan akşamı. dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kadın şarkıcısı, bir eliyle mikrofonu, diğer eliyle elinden hiç düşürmediği barış işaretini tutarken, adına kurulan internet sitelerinde, daima bir numara seçilecek olan hayatının en seksi pozunu verdiğinin; farkına bile varmıyor. ne az ne çok, tam kıvamındaki karın kasları, her ne kadar erkeklerin karınlarını ağrıtsa da, belindeki kemer olayım türkülerine de ilham veriyor; pantalondan taşan yarım kilonun, bazen ne de güzel durabileceğini ispatlarcasına...


geldik son karemize... istanbul. koca şehir, kurtlar sofrası... neşe'nin objektifinden; hayvanoğlu hayvanlar. sinekler, çevrelerindeki insanlara aldırmadan; çiftleşiyor. yitik bir coğrafyada; haybeye alınan puanlar; czmi ersöz cümleleri, oğuz haksevr abinin buram buram hüzün kokan sesiyle bütünleşip; kim vurduya gitmiş sineklerde görülen depresyon belirtileri ile almanya'da düzenlenecek ikibin altı dünya kupasına katılamayacak olmamızın, bünyelerimizde açtığı derin yaralarda meydana gelen kavruk hislerin reutersdan arkadaşımızın objektifine takıldığı bu samimi "oğan", bize; öndeki arabaların içinde kim var kim yok; belki bin bir güçlükle yaşamaya devam ediyor olabilirler, ki sinekler de kimsenin görmediğini sanabilirler; kafalarındaki şeylerin göz değil, başka bir şey olduğunun farkedildiği; entv saatlerinde, diye düşündürmeden edemiyor; bir avuç dolusu; noktalı virgül, ve uykuyla...
iyakşamlar efendim.
[hom]


XXVI XXV XXIV XXIII XXII XXI XX XIX XVIII XVII XVI XV XIV
XIII XII XI X IX VIII VII VI V IV III II I
z y v ü u t ş s r p ö o n m l k j i ı h ğ g f e d ç c b a

www.029ur@gmail

















"dibini görmeyen kahraman olamaz."
osvaldo nartallo, 1991